Trump Dönemi Türkiye’yi Nasıl Etkiler

9 Kasım sabahına Avrupa kıtası şok bir haber ile uyandı. Dünya’nın “süper-gücü” Birleşik Devletlerin başına Donald John TRUMP seçilmişti. Seçim kampanyası boyunca hiçbir zaman favori gösterilmeyen (parti içi seçimler de dahil) Trump bunu nasıl oldu da başarmıştı ve bundan sonra ne olacaktı? Seçim sürecinde her konuşmasında sansasyonel görüşler dile getiren, destekçilerine ütopik olarak nitelendirilebilecek vaatler sunan yeni başkan, dünya siyasetinde var olan gelecek planlarını şimdiden bozmuş gibi gözüküyor. Son zamanlarda gelişen olaylarda ortak bir noktada buluşamadığımız  “stratejik müttefikimiz” olan ABD’nin başına gelen yeni başkan belki de en çok Türkiye için önem arz ediyor.

   Başkan Trump’ın son 1 yıldaki söylemlerine bakacak olursak 4 başlık Türkiye için büyük önem arz etmekte. İlk olarak Trump seçim kampanyası boyunca Amerika’ya belli bir süre Müslümanların girişini yasaklayacağı, sonrasında da 11 Eylül saldırılarından sonra devreye giren ve 10 yıl sonra kaldırılan ABD’den giriş ve çıkışlarla ilgili ‘yüksek riskli’ bölgelerden gelen kişilerin sıkı takip edilmesi uygulamasının devreye sokma isteği büyük önem arz etmekte. Son yıllarda batılı ülkelerde aşırı sağcı siyasilerin ülke yönetimlerine gelmesiyle artan islamofobianın aynı şekilde Trump ve savunduğu ideolojiyle birlikte Amerika’da da artması öngörülmekte. Dolayısıyla ABD’de yaşayan 3 milyona yakın Müslüman toplum ve bu toplumun içerisindeki 150-200 bin arasındaki Türk vatandaşları için 11 Eylül sonrasındaki gibi zor günler ön görülebilir. Her ne kadar Trump’ın dışişleri, savunma bakanlığı, CIA başkanlığı için düşündüğü kişilerin Müslümanlara yönelik görüşleri olumsuz olsada seçimin hemen ertesinde Trump’ın web sitesinden Müslümanlara yönelik söylemlerinin silinmesi Trump’ın başkanlığı süresince Müslümanlara yönelik tutumu, seçim sürecindeki söylemlerinin aksine daha yumuşak olacak gibi duruyor.

   İkinci olarak Trump’ın Orta Doğu ile ilgili planları: Obama’nın bir önceki seçimlerde en büyük vaadi; Amerika’nın askeri güçlerinin tamamı ile Irak’tan geri çekilmesiydi. Bu hedef doğrultusunda Amerikan ordusu Irak’tan çekilirken milyarlarca dolarlık askeri ekipmanlarını da Irak ordusuna bıraktı. Fakat bu ekipmanlar Irak ordusunun tek bir kurşun sıkmadan Musul’u IŞİD/DAEŞ/ISIS’e teslim etmesiyle terör örgütünün eline geçti. Bu stratejik hata adeta DAEŞ terör örgütüne evrim geçirtti ve bölgede hızla yayılmasına olanak sağladı. Daha sonraki süreçte DAEŞ’le mücadele kisvesi altında ABD, bölgede en önemli müttefiki olarak gördüğü Türkiye’nin terör örgütü saydığı aynı zamanda PKK’nın bir kolu olan,  PYD/YPG ye hem özel kuvvetleriyle hem de askeri tesisatlarıyla Türkiye’nin tüm telkinlerine rağmen destek verdi. Bu süreç ABD-Türkiye ilişkilerinin gerilmesine, Suriye ve Irak’taki kaotik durumun daha da derinleşmesine neden oldu. Bunlarla birlikte Amerikan ekonomisine de milyarlarca dolar zarar verdi. Bunlara karşın ülkeyi bir şirket gibi yönetme eğiliminde olan Trump, Irak ve Suriye’de harcanan milyarları geri dönüşü olmayan paralar olarak nitelendirmektedir. Başkan Obama veya seçilmesi durumunda Obama’nın politikalarına paralel hareket edeceği düşünülen Hillary’nin aksine Başkan Trump, DAEŞ ile mücadelede eğer etkin enstrüman Rusya ise onu desteklemekte bir yanlış görmüyor. Başkanlığı döneminde daha içe dönük politika izlemesi beklenen Trump Türkiye için bir fırsat da olabilir. Her ne kadar Trump geçtiğimiz aylarda YPG ile ilgili bir soruya “I am a big fan of the Kurds” diyerek cevap verse de, Amerika’nın bölgede daha az rol alacak olma ihtimali buradaki YPG/PYD gibi unsurların daha az destek alacağı anlamına gelmektedir. Bu da Türkiye’ye Fırat Kalkanı veya gelecekteki benzer operasyonlarda daha fazla hareket alanı açabilir.

   Üçüncü olarak, Trump’ın Başkan seçilmesinin ekonomik açıdan etkisi: Öncelikle Trump’ın seçim öncesi vaatlerine gelecek olursak Trump, yakın gelecekte faiz artırımı bekleyen Amerikan merkez bankası FED’in bu yaptırımına kesinlikle karşı, hatta Ocak 2017’de göreve resmi olarak geldikten sonra FED Başkanı  Janet Yellen’i 2018`de hizmet süresi dolunca görevden alması bekleniyor ve bu iki aylık arada FED’in faiz artırmasını kesinlikle istemiyor. İkinci olarak göreve resmi olarak geldiğinde ilk olarak  Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) ve Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) gibi uluslararası antlaşmaları fesih edeceğini, bu antlaşmaların ABD’nin çıkarlarına ters düşeceği görüsünde. Büyük şirketlere büyük, küçük işletmelere de küçük vergi indirimi getirerek ABD iç piyasasını canlandırmayı hedefliyor. İran’a yaptırımların artırılması, Meksika sınırına duvar gibi planlarında ekonomik açıdan etkileri görülecektir. Tüm bu ekonomik yaptırımlar şuan için sadece sözde olsa da etkilerini seçimin hemen ertesinde göstermeye başladı. Özellikle Türkiye, Brezilya gibi gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin dolar karsısındaki değer kaybı hali hazırda %8’lere cıkmış durumda. Fakat Trump’ın bu yaptırımlarını özellikle uluslararası antlaşmaların iptalini hayata geçirmesi ile birlikte Brexit ile İngiltere’den büyük bir darbe yiyen Avrupa Birliğini ekonomik bir çıkmaza sokabileceğini söyleyebiliriz. Son günlerde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Shangai Beşlisi hakkında yaptığı çıkış ve AB ile bitmek bilmeyen tam üyelik görüşmelerinin sonlandırılması için 2017’de bir referandum ihtimali Trump etkisiyle parçalanma sürecine girebilecek, AB’den kaçış için yapılan hamleler olarak değerlendirebiliriz.

  Son olarak Trump ile birlikte FETÖ elebaşının iadesi durumu: Hiç kuşkusuz ki bu seçimlerin bir diğer kaybedeni de FETÖ ve örgütün Pensilvanya’daki elebaşı Fetullah Gülen. Herkesin malumu ABD’de ki FETÖ lobisi seçimlerde Hillary Clinton’ı destekliyordu hatta Hillary’nin seçim kampanyasına 5 milyon dolara yakın bir bağış yapıldığı konuşuluyor. Rumi Forum, Mid-Atlantic Chamber of Commerce gibi “kar gütmeyen kuruluşlar” maskesi arkasında lobicilik faaliyeti yürüten FETÖ, Obama’ya rakip olarak demokratlar aday adayı olduğu 2008 seçimlerinden beri Hillary Clinton ile yakın ilişkideydiler. Fakat seçim sonuçları örgütte tam bir şok etkisi yaratmış durumda. Trump’a hiç şans vermedikleri için o tarafta hiç bir faaliyet göstermemişlerdi. Başkan Trump’ın ise Clinton’ın kampanyasına bu denli destek verenleri bir kenara not ettiğini tahmin etmek çok da zor değil. Seçim ertesi Trump’tan randevu talepleri de kabul görmedi.Trump tarafında ise FETÖ’ye karşı tutum net. 15 Temmuz darbe teşebbüsü ertesi Trump’ın Türk halkı ve hükümetini destekleyici ifadeleri basına yansımıştı. Özellikle geçtiğimiz günlerde Amerika Başkanının Ulusal Güvenlik Danışmanlığına getirileceği duyurulan General Michael T. Flynn’ın görev öncesi bir makalesinde FETÖ lideri Fetullah Gülen’i Usame bin Ladin e benzetmesi ve Türk hükümetinin böyle bir teröristin iadesini istemesinin doğal olduğunu söylemesi Gülen’in ABD deki günlerinin sayılı olduğunu göstermekte. Fakat bu Gülen’in iadesi anlamına da gelmeyebilir. Terörist başı bu 2 aylık geçiş döneminde Kanada, Güney Afrika gibi suçlu iade antlaşmamız olmayan bir ülkeye “Hicret” edebilir.

  Sonuç olarak, Trump’ın başkanlığı döneminde bu dört unsur; Müslümanlar, Orta Doğu, ekonomi ve FETÖ açısından bizleri ne tür gelişmelerin beklediği ilerleyen zamanlarda netleşecektir. Temennimiz Obama döneminin aksine Türkiye-ABD ilişkilerinin olumlu anlamda gelişmesidir.

   Faruk Karaarslan
Bahçeşehir Üniversitesi / Hukuk Fakültesi