Lozan Zafer Mi? Hezimet Mi?

Son günlerde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Beştepede muhtarlara hitap ederken 93. yılını geride bıraktığımız Lozan Antlaşması hakkında “Tarihte bize ne yaptılar 1920`de Sevr`i gösterdiler 1923` de Lozan’a bizi razı ettiler. Birileri de bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı. Her şey ortada” şeklinde sarfettiği ifadeler ülke gündemini epey meşgul etti ve hala etmeye devam ediyor. Bu aslında Türk medya ve kamuoyunda yeni  değil daha önceleri de birçok kez farklı zeminlerde tartışılmış bir mesele. Ancak bu ifadelerin devletin en tepesindeki ismin, yani Cumhurbaşkanı tarafından dile getirilmesi doğal olarak daha fazla dikkat çekti ve her zeminde konuşulan bir konu haline geldi. Kimilerine göre Kurtuluş Savaşından zaferle çıkmış bir milletin tapusu kimilerine göre ise büyük bir hezimet olarak değerlendirildi. “Hayati bir mani olmadıkça sulh yapmak mecburiyetindeydik diyerek İnönü’nün  imzaladığı Lozan maddeleri kimileri için bağımsızlık zaferi, kimileri için ise Osmanlı topraklarından kopartılarak bir avuç toprakla yetinilmiş bir hezimet.

Lozan’ın bu şekilde tartışılması gayet doğal. Ancak kendi adıma üzücü olan iki kutupta tartışılır olması.Yani ya “Zafer” ya ”Hezimet” bakıldığı zaman zafer diyenlerin de hezimet diyenlerin de haklı sebebleri var. İşte bu yüzden sonucu bu iki kalıptan biriyle neticelendirmek tartışmayı doğru bir sonuca çıkarmıyor.

 Lozan’ı değerlendirirken öncelikle yapmamamız gerekeni söylemekte fayda var. Lozan’daki delegelerimizde bulunan kişilere karşı olan siyasi ve ideolojik tavrımızla bir değerlendirme  yapmamalıyız. Eğer bu şekilde bir tutum izlersek siyaseten karşı olduğumuz kişileri kötülemek için tarihi kullanmış oluruz ve neticesinde tarihin tahrifi söz konusu olur. Bu da bizi objektiflikten uzaklaştırarak toplum olarak sonuca ulaşmamızı engelleyerek zafer-hezimet ikileminde ayrıştırır.

O halde yapmamız gereken direk sonuçlar üzerinden bir değerlendirme yapmak değil, bizi antlaşmaya götüren süreci yani Lozan öncesi yaşananları, Lozan’ın imzalandığı andaki mevcut pozisyonumuzu ve Lozan’ın bugünümüze olan etkilerini gözden geçirmek olmalı.Bu yaklaşımla Lozan’ı incelerken de tarih ve siyaset olmak üzere iki farklı süzgeç kullanmak elzemdir ki Lozan daha iyi bir şekilde anlaşılsın.

Lozan’ın öncesi ve sonrası tarihsel bir değerlendirmeye tabi tutulduğunda görülecektir ki 1.Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılmış bir Osmanlı Devleti, toprakları ayrı ayrı devletler tarafından işgal edilmiş vatan parçası, dış güçlerin çalışmaları ile ortaya çıkan iç isyanların getirmiş olduğu toplumsal bölünmüşlük ve adeta ecdadımızın küllerinden doğarak yürütmüş ve muzaffer olduğu bir milli mücadele sonrası kazanılan Kurtuluş Savaşı ile Lozan’da masaya oturduk. Lozan görüşmelerinin yapıldığı zamanlarda hala topraklarımızın büyük bir kısmı işgal altındaydı. Böyle bir manzarada her ne kadar ayrı bağımsız bir devlet olarak tanımlasalar da devletimiz Devlet-i Ali Osmaniyye`nin mirasçısı olarak yedi düvelle karşı karşıyaydık ve ne yazık ki hala savaş alanlarında aldığımız zaferleri masada taçlandıracak bir diplomatik akla da sahip değildik.

Diğer taraftan da Lozan’a siyaset penceresinden bakacak olursak Lozan`daki devlet aklının yol haritasında ulus-devlet modelinin benimsenmiş bu ve daha sonraki politikalarında da belli olmuştur. O şekilde düşünülürse  bir ulus devlet olarak Lozan bir başarı sayılabilir. Lakin aslımıza dönüp tarihin bize yüklediği sorumluluklar ışığında  değerlendirmeye kalkarsak  gerek müslüman olsun gerek olmasın mazlum coğrafyaların savunucusu olmak, iyiliği emredip kötülükten men etmek yolundaki devlet ülkümüz dikkate alınarak düşünülürse Lozan zafer olmaktan çıkar ve bizim Anadolu’da kendi kabuğumuza çekilmemize sebep olan bir hezimete dönüşür.

Sonuç olarak bütün bunları aklımızdan çıkarmamak suretiyle Lozan’ı  bir değerlendirmeye tabi tutmak gerekir. Sonrasında Lozan’ın getirdikleri, götürdükleri ve günümüz Türkiyesine  etkileri  üzerinden bir tartışmaya girmek daha adil olacaktır. Dolayısıyla Lozan’a tarihi bir perspektiften bakacak olursak ortaya çıkan sonuç aslında Lozan ne bir zafer ne de bir hezimet. Netice itibariyle kayıbımız ne kadar büyük olsa da mevcut olduğumuz bir vatanımız var ve türlü türlü sorunlarımız da olsa bir gelecek hayali kurabiliyoruz.

                                                                                                                                                                                         Ebubekir Yeşil

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi 

                                                                                                                                                                                    Hukuk Bölümü Öğrencisi