Türkiye`nin dış politika açılımlarının etkileri ve Şanghay 5`lisinin bu politikadaki yeri

Öncelikle genel hatlarıyla ele almak gerekirse bu örgütün asıl ismi Şangay İşbirliği Örgütüdür. Bu örgütün ismi bu teşkilatın toplandığı ilk yerin Şanghay olmasından kaynaklanır. Bu örgüt bilindiği üzere ilk başta Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından oluşturulmuştur ve Şanghay 5’lisi olarak anılmakta idi. Özbekistan’nın da bu örgüte katılmasıyla üye sayısı 6’ya çıkmış ve Şanghay İşbirliği Örgütü adını almıştır. Ayrıca bu örgütün 5 gözlemci, 6 diyalog partneri ve 3 tane de destekçisi bulunmaktadır. Türkiye burada 6 diyalog partnerinden biridir. Bu örgütün ortaya çıkmasında Çin Halk Cumhuriyetinin önemli bir rolü vardır. Aslında örgütün direk ana fikrine odaklanırsak tek büyük güç olan ABD’ye karşı farklı bir oluşuma gidip bu devletin dünyadaki tek söz sahibi olmasını engellemek, kendi adına kararları kendileri verebilmek ve kendi hakim oldukları coğrafya ve çevresinde ayrı bir ekonomik, askeri, siyasi bir tablo oluşturmak ve Orta Asya’nın eski potansiyeline Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin menfaatleri ağır basan bir şekilde kavuşturmak. Tabii bu örgütün en önemli özelliklerinden biriside, Rusya’dan Çin`e uzanan bölgede askeri bir düzen bir barış ortamı sağlayabilmek ve hakimiyeti her daim kendi aralarında sağlayabilmek, Orta Asya da anti-terörizm anlayışıyla bir ortam oluşturmaktır. Bu örgütün yapısını incelediğimizde 7 ana organın faaliyet gösterdiğini görürüz; Devlet Başkanları Konseyi, Hükümet Başkanları Konseyi, Dışişleri Bakanları Konseyi, Ulusal Koordinatörler Konseyi, Temsilcilikler Konseyi, Sekreterya, Bölgesel Anti-Terör ajansı gibi.

Peki bu örgütün bizim ülkemiz açısından önemi nedir? Tayyip Erdoğan neden bu örgütün adını anmaya başlamış? ve birilerine neden bazı mesajlar vermeye çalışmıştır?

Bilindiği üzere, bu Şanghay 5’lisi ifadesinin Türkiye’de yankılanması ve bir çok kişinin bu ismi duymasının sebebi Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’nın bu örgütü gündeme Semerkand dönüşü alması sonucu olmuştur. Burada Putin`e bir mesaj yollamıştır, tabii bu mesajın asıl gitmesini istediği yer AB idi. Biraz geçmişten gelecek olursak, Türkiye 2002’den itibaren Ak Parti`nin iktidara gelmesiyle farklı bir dış politikaya doğru yelken açmış ve batıyla ilişkileri yeni baştan kurma yoluna gitmiştir. Bu bağlamda Avrupa Birliği`ne her fırsatta bir mesaj vermeye, ülkemizin de bu birlikte bulunması gerektiği konusunda adımlar atmaya başlamıştır. Ancak Türkiye ne kadar büyük adımlar atsada AB her fırsatta Türkiye’yi oyalayacak adımlar atmış ve sonuç olarak Türkiye’yi hep belli bir noktada tutmuş, AB’ye alınması konusunda ciddi bir adım atmamıştır. Tayyip Erdoğan ve Ak Parti iktidarı ise 2002’den günümüze olan süreç içerisinde birçok girişimde bulunmasına rağmen özellikle son 3 sene içerisinde atmış olduğu ciddi adımlar karşılık bulmamış, üstüne üstlük ülkemizde oynanan gezi sürecinden başlayıp 15 Temmuz darbesine kadar olan olaylarda Batı diye tabir ettiğimiz AB’nin iki yüzlülüğünü, samimiyetsizliğini en somut şekilde bu süreç içerisinde hissetmiştir. Bu, aslında hepimizin bildiği bir durumun tepkilere dökülerek kendini kanıtlamasından ibaretti. Türkiye’de Batı’nın böyle olduğunu bilmekteydi ancak dış politika iktidara göre öyle şekillenmeliydi. Çünkü Türkiye AB’den önce her zaman BM’ye dünya 5’den büyüktür mesajını vermekteydi, asıl amaç dünyaya bunu kanıtlamak ve göstermekti.

Günümüze gelindiğinde ise AB artık köşeye sıkışmış ve Türkiye’ye sunacağı bir bahane bulamamaya başlamıştı ancak ne kadar kabullenmek istemeseler de Türkiye artık eski Türkiye değildi. Bir çok imtihanlardan geçen iç ve dış düşmanlarına büyük dersler veren Türkiye en son FETÖ terör örgütü tarafından dış güçlerinde desteğini alan bu örgüt tarafından önce sivil bir darbeye sonra askeri bir darbeye maruz kalmıştır ki bu asıl askeri darbe Türkiye’nin tekrar uyanmasına ağır sonuçlarına rağmen katkı sağlamış ülkemiz adına bedeli çok ağır olan bir tecrübe yaşatmış, dersler çıkarmaya vesile olmuştur. Bunu izleyen dünya ise büyük bir kıskançlık ve hasetle boyunduruğu altına almaya çalıştığı Türkiye’ye önemli bir destekte bulunmamıştır. Artık bu süreçlerden sonra Tayyip Erdoğan bu ülkenin birilerinin oyunu ile yıkılmayacağını görmüş ve AB gibi iki yüzlü bir oluşuma siz bizim için çokta önemli değilsiniz salt siz yoksunuz sizin alternatifleriniz var bunlardan biri olan Şanghay 5’lisi var demeye durumu getirmiş ve ilk olarak Semerkand dönüşü bu oluşuma katılmak istediği sinyallerini göndermiş ve Batıya değil asıl medeniyetin doğduğu Orta Doğu–Orta Asya gibi bölgelerde ekonomi, siyasi, askeri vb. alanların geliştirilmesi gerektiği inancınca sahip olmaya başlamış ve Batı’ya siz olmasanız da olur size bir bağımlılığımız yoktur mesajı vermeye çalışmıştır. Şuanda süreç halen devam etmekte ve Türkiye diyalog partneri olarak bu yapıda bulunmaktadır.

ENES BUĞRA TEMİZKÖK

Bahçeşehir Üniversitesi 

Hukuk Fakültesi

ad