ULUSLARARASI DENİZ HUKUKU VE MAVİ MARMARA SALDIRISI

 ULUSLARARASI DENİZ HUKUKU VE MAVİ MARMARA SALDIRISI

 

 

 

İnsani Yardım Vakfı(İHH) ve bazı uluslararası yardım kuruluşları tarafından İsrail ablukasında bulunan Gazze’ye insani yardım amaçlı yardım taşıyan konvoyda bulunan Mavi Marmara gemisi İsrail sularından 70 mil açıktayken İsrail askerlerinin müdahalesiyle karşılaştı. Bu müdahalenin ne anlama geldiği ve  meşruluğunun yanında orantılılık-gereklilik ilkesi açısından da uluslararası hukukta incelenmesi gereken bir durum söz konusu olmuştur. Bu bağlamda evvela doktrinsel olarak bu kavramları incelemek gerekir.

 

A.Açık Deniz ve Açık Denizlerin Serbestliği İlkesi

Uygulanan uluslararası hukuka göre açık deniz, içsular karasuları, takımada devletlerinin takımada suları ve münhasır ekonomik bölge dışında kalan deniz alanını kapsamaktadır. Açık deniz bu özellikleri ile hiçbir devletin ülkesine dahil olmayan bir uluslararası deniz alanını oluşturmaktadır. Bu bilgiler ışığında açık denizin bütün devletlerin ister kıyı devleti olsun ister olmasın yararlanmasına açık bir deniz alanı olduğu anlaşılmaktadır. Doktrinde bu durum“Açık Denizlerin Serbestliği İlkesi”  olarak karşımıza çıkmaktadır.Fakat bu ilke bize o deniz alanında hiçbir kuralın varolmayacağı anlamına  da gelmemektedir.

Bugün açık denizlerin serbestliği ilkesi, barış zamanında, özellikle deniz ulaşımı ,açık deniz üzerindeki hava sahasında hava ulaşımı, balıkçılık ve canlı kaynakların avlanmasında vs. konularında bütün devletlerin kıyısı olsun veya olmasın eşit koşullarda yararlanabileceğini öngörmektedir.Bir diğer taraftan da Açık Denizin Serbestliği ilkesine B.M.D.H.S. (madde 88) ile genel nitelikli bir kısıtlayıcı koşulun eklendiği görülmektedir.Söz konusu hüküm, açık denizlerin barışçıl amaçlara ayrıldığını bildirmektedir.

Genel olarak anlaşılmaktadır ki herhangi bir devletin ülkesi sınırları içerisinde yer almayan deniz alanları şeklinde tanımlayabileceğimiz açık denizlerde , bayrak farkı gözetmeksizin tüm gemiler seyir serbestisi hakkına sahiptir.Açık denizlerdeki gemilerde de, kural olarak bayrak devleti münhasıran yetkilidir. Eğer bayrak devleti dışındaki bir devlet söz konusu gemiye müdahale ederse bu ilgili devletin egemenliğinin ihlali demektir.Öte yandan her zaman olduğu gibi bu serbestlik kuralının da istisnaları uluslar arası hukukta mevcuttur.Deniz haydutluğu, köle ticareti, uyuşturucu madde kaçakçılığı, açık denizlerden ses veya görüntü aracılığıyla izinsiz yayın yapılması açık denizlerin serbestliği ilkesinin istisnalarını oluşturmaktadır.Ayrıca Bayrak devletinin rıza göstermesi halinde, diğer devletlerin de gemiye müdahale hakkı doğmaktadır.

Yukarıdaki bilgiler ışığında anlaşılmaktadır ki Mavi Marmara Gemisine yapılan saldırıyı barış zamanında geçerli uluslararası deniz hukuku kuralları çerçevesinde değerlendirmeliyiz. Yapılan bu müdahalenin açık denizlerde olması ve orantılılık-gereklilik yönünden hukuksuzluğunu açıklamak gerekmektedir. Yardım filosuna yönelik askeri müdahalenin , her iki şart açısından da sorunlu olduğu görülmektedir.

Yapılan müdahalenin İsrail sularında 70 mil açıktayken yapılması açık denizlerde yetkisiz İsrail Devleti tarafından yapıldığını göstermektedir. Bu noktada tereddüt yoktur. İncelenmesi gereken nokta müdahalenin gerekli olup olmaması ve müdahale esnasında aşırı ölçüde kuvvet kullanılıp kullanılmadığıdır. Açık denizlerde yapılan bu müdahaleyi uluslararası deniz hukukuna uygun hale gelip gelmemesinde bu iki durumun incelenmesi durumunda bir sonuca varılabilmektedir. Zaten Palmer Raporu, Hudson-Philips Raporu gibi bu saldırıya yönelik düzenlenen raporlarda da bu konu üzerinde durulmuştur.

 

B.Müdahalenin Gereklilik Açısından Değerlendirilmesi

Öncelikle müdahalenin gerekliliği açısından değerlendirecek olursak İsrail’in Gazze’ye uyguladığı bir abluka mevcuttur. Bu ablukanın insancıl hukuka aykırılığı ayrı bir inceleme konusu olmakla beraber bu ablukanın Filistin halkının gıda ve sağlık ihtiyaçlarına yönelik de bir abluka olması zaten bu hukuksuzluğun bir göstergesi durumundadır.Ancak bir varsayım olarak İsrail’in abluka uygulama hakkına sahip olduğu kabul edildiği taktirde , ablukaya ihlale yönelik teşebbüsler karşısında bunlara engel olma hakkı doğmaktadır.Bu durumda Uluslararası silahlı çatışmalar kapsamında denizden abluka uygulayan devlet, ablukayı ihlal eden ya da ihlale teşebbüs eden düşman ya da tarafsız tüm devletlerin gemilerine ve yüklerine el koyma ve bunları cezalandırma hakkına sahiptir.Nitekim İsrail Mavi Marmara yardım gemisine yaptığı bu saldırıyı ablukayı kırmayı amaçlayan bir filoya yönelik yapılmış bir müdahale olarak meşru olduğunu öngören uluslararası hukuk kurallarına dayandırmaktadır. Böyle bile olsa sonuç olarak bu hakkın keyfi bir şekilde kullanılması söz konusu olmayıp belirli sınırlamalara tabidir.İsrail’in bölgede yaşanan insani krize yönelik yardım amaçlı tüm geçişlere izin vermekle yükümlü olduğu bir gerçektir. İsrail’in yardım gemilerinin geçişine izin vermekle yükümlü olmadığı kabul edilse dahi, saldırının yine de hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılır. Zira saldırı hakkının tanınmış olması, bir ruhsat olup doğrudan bir saldırıda bulunulabileceği anlamına gelmez. Kuvvet kullanmak başvurulacak en son çare olarak görülmelidir. Nitekim Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi Saiga Davası’nda, gemilere el koyulurken olabildiğince kuvvet kullanımına başvurmaktan kaçınılması gerektiği, başvurulduğu takdirde de mâkuliyet çerçevesinde gerektiği ölçüde kullanılması zorunluluğuna işaret edilmiştir.

 

C.Aşırı Ölçüde Kuvvet Kullanılması

Mavi Marmara’ ya yapılan bu sadırı da incelememiz gereken son hukuki argüman da yukarıda belirtildiği gibi İsrail askerlerinin gerçekleştirdiği kuvvet kullanımının gereksiz olduğu kadar orantısız da olmasıdır. Gemide yardım maddeleri dışında bir tane bile silah bulunmaması buna rağmen yapılan müdahale sonucunda çok sayıda sivilin ölmesi ve yaralanması tek  başına yapılan saldırının orantısız ve aşırı olduğunu göstermektedir.Halbuki  Saiga Davasında da işaret edildiği gibi makuliyet çerçevesinde gerekli ölçüde kuvvet kullanılması gereklidir.Buna rağmen yapılan araştırmalarda da ortaya çıktığı üzere uyarı ateşi bile açmadan İsrailli askerlerin sivillerin üzerine otomatik silahlarla özellikle de öldürücü bölgelerine ateş açmaları orantısız ve aşırı kuvvet kullandıklarının göstergesi olmuştur.

Hudson-Philips Raporu’nda da, İsrail askerlerinin yaygın ve keyfî bir şekilde öldürücü güç kullanarak gereksiz ölümlere ve yaralanmalara yol açtığı ifade edilmiştir.

Nitekim adlî tıp raporlarına ve balistik incelemelere göre, en azından altı ölüm keyfî ve yargısız infaz niteliğindedir.İsrail tezlerinin de öne çıktığı Palmer Raporunda da yapılan müdahalenin orantısızlığı ifade edilmektedir. Raporda; abluka bölgesinden uzak bir bölgede seyreden gemiye yönelik müdahaleden önce nihai uyarının yapılmadığı, gemidekilerin direniş göstereceğini dikkate alınarak kayıpları asgariye indirmeye yönelik bir değerlendirmede bulunulmadığı, şiddet içermeyen seçenekler kullanılmadığı, müdahalenin orantısız ve aşırı olduğu ifade edilmiştir. 

 

Yapılan somut saldırı ve açıklanan uluslararası raporlar göz önüne alındığında içinde sadece yardım malzemelerinin- gıda ve sağlık malzemelerinin yer aldığı- Mavi Marmara gemisine İsrail tarafından yapılan bu saldırı hem açık denizlerde yapılması   hem de saldırının gereklilik ve orantılılık  ilkelerine riayet edilmeden keyfi bir şekilde aşırı güç kullanılarak yapılması sonucunda Mavi Marmara Saldırısını haklı kılacak Hukuki bir zemine oturtmak mümkün değildir. Dolayısıyla İsrail’in yaptığı bu saldırı sonucunda meydana gelen ölüm ve yaralanmalardan sorumlu olduğu aşikardır.

                               

 

Bekir Sıttık YEŞİL

 

KISACA MÜNBİT

MÜNBİT gönüllülerinin sahip olduğu vizyon, insanlar arasında aktif, iş ve üniversite dünyasında tanınan, kolay, ulaşılabilir ve saygın bir topluluk olarak, faydalı bireyler olmaktır.

E-Posta Aboneliği

E-posta adresinizi yazın ve listemize kaydolun.